Sıkça Sorulan Sorular

Anasayfa / SSS

Merak Edilen Konular

Aşağıdaki başlıklara tıklayarak veya arama yaparak detayları görüntüleyebilirsiniz.

Bebeğimin yattığı odanın sıcaklığı ve nemi nasıl olmalıdır?

Bebeğin bulunduğu odanın ısısı 22-24 derece arası olması uygundur. Nem yüzde 45-55 arasında tutulmalıdır.

Bebeğimin kıyafet tercihinde nelere dikkat etmeliyim?

Bizden bir kat fazla giydirmek uygundur. Özellikle yenidoğan döneminde bebek dışarı çıkacaksa şapka kullanımı gerekir. Bebeğin kıyafetlerini tercih ederken pamuklu ürünler tercih edilmelidir. Özellikle ilk 1 yaşta giydirilen kıyafetlerin etiketleri kesilmelidir. Doğal deterjanlar ile kıyafetler yıkanmalıdır. Özellikle gece uykularında battaniye yerine uyku tulumu giydirilmesi daha güvenli bir tercih olacaktır.

Bebeğimi hangi sıklıkta banyo yaptırmalıyım?

Bebeğinizin ilk banyosunu göbeği düştükten sonra yaptırabilirsiniz. Göbeği düşmeden önce ıslak pamuk ile vücudunu silebilirsiniz. Göbeği düştükten sonra banyo sıklığını haftada 2 den az olmamak kaydıyla siz belirleyebilirsiniz. Her banyo sırasında duş jeli ve/veya sabun kullanmayınız. Haftada 2 kere banyo sırasında duş jeli/sabun kullanımı öneriyoruz. Diğer banyolar sadece duru su ile yapılabilir.

Bebeğimin göbek bakımını nasıl yapmalıyım?

Bebeğinizin göbek bağı 1 hafta-10 gün içinde kendiliğinden kuruyarak düşecektir. Bu süreçte herhangi bir göbek bakım seti kullanımı gerekmemektedir. Batikon veya oksijenli su ile silmenize gerek yoktur. Sadece göbeği kuru ve bezin dışında tutmak gerekir. Göbek bağına kaka veya idrar bulaşması önlenmelidir. Göbeğin üstünü herhangi bir örtü veya bez ile kapatmaktan kaçınmanızı tavsiye ederiz.

Bebeğimi emzirme düzenim nasıl olmalıdır?

Yenidoğan bir bebek günde en az 8 kere emzirilmelidir. Her emzirme seansında bebeğiniz 15-20 dakika boyunca aktif olarak emmelidir. Emzirme sonrası mama takviyesi kararını tek başınıza vermekten kaçınmalısınız. Mama takviyesi gerekliliği çocuk hekiminiz tarafından verilmelidir. Bebeğinizi öncelikli olarak sütünüzle büyütmeniz onun fiziksel, zihinsel ve ruhsal sağlığı için çok değerlidir. Ayrıca emzirmek annenin gebelik süresince aldığı kilolardan çok daha çabuk şekilde kurtulmasını sağlar. Anneyi birçok kanser türünden de korur. Emzirme sonrası 10 dakika gaz çıkarma ritüeli yapılmalıdır. Bebeğinize masaj yapacaksanız beslenme öncesinde ama çok aç olmadığı bir zaman aralığında yapmanızı öneriyoruz.

Sütümü arttırmak için neler yapabilirim?

Sütünüzün artması için yapmanız gereken 3 basit şey vardır. Bunlardan ilki bol bol emzirmektir. Bebeğinizin göğüslerinizi emmesi vücudunuza süt üretmesi için çağrıda bulunur. İkincisi sizin günde en az 3 litre su içmenizdir. Anne sütünün %90 ı sudur. Yani sütün hammaddesi sudur. Bol bol su içerseniz süt üretiminiz artacaktır. Üçüncü olarak uyumanız gerekir. Vücudunuz dinlendikçe süt üretimi artacaktır. Anneliğe yeni adım attıysanız ilk günlerde evinizde yemek yapamamanız, ortalığı toparlayamamanız çok doğal durumlardır. Lütfen ev işi yapmak yerine dinlenin. Emzirin, bebeğinizle ilgilenin ve dinlenin. Bu 3 madde dışında piyasada satılan anne sütü arttırıcı çaylar, vitaminler bulunmaktadır. Bunları çocuk hekiminizin kontrolünde kullanabilirsiniz.

Göğüs ucu yaramı nasıl iyileştirebilirim? Göğüs ucunda yaram olmaması için nelere dikkat etmeliyim?

Doğal sarı kantaron yağı emzirme sonrası göğüs ucuna sürülür. Bir sonraki emzirme öncesi temizlenir ve emzirilir. Her emzirme sonrası sürülebilir. Sarı kantaron yağı (özellikle doğal olanı) göğüs ucu yaralarını iyileştirmek için oldukça etkilidir. Göğüs ucu yarasının en sık nedeni emzirmenin tam olarak doğru yöntemle yapılmamasıdır. İyi bir emzirmede bebeğin yüzü anneye dönük, çenesi anne vücuduna yapışık, bebeğin alt dudağı hafif dışa dönük olmalıdır. Ayrıca bebeğin ağzı tam açık olmalı, annenin göğsünün kahverengi kısmı da dahil bebeğin ağzının içinde olmalıdır.

Bebeğimin pişik olmasını nasıl engelleyebilirim?

Bebeğimizi pişikten korumak için sık sık bezini değiştirmemiz gerekir. Her emzirme öncesi hem bebeğimizi uyandırmak hem de daha rahat emmesi için bezini değiştirmekte fayda vardır. Bez değişikliği sırasında poposunu ıslak mendil ile sildikten sonra pişik önleyici bir krem sürmekte fayda vardır. Sonra yeni bezini takıp emzirmeye başlayabilirsiniz. Bazı bez markaları bazı bebeklerin popo bölgesinde kızarıklığa yol açabilir. Eğer uzun zamandır pişik problemi ile uğraşıyorsanız bezinin markasını değiştirmeyi düşünebilirsiniz. Bezinin markasını değiştirdiğiniz halde pişiği devam ediyorsa hekiminize başvurmanız gerekmektedir.

Bebeğimi hangi sıklıkta çocuk hekimine götürmeliyim?

Yenidoğan döneminde yani ilk 1 ay çocuk hekiminiz tarafından muayene sıklığı belirlenmelidir. Hastaneden çıktıktan 2 veya en geç 3 gün sonra ilk muayene için çocuk hekimine başvurmalısınız. Diğer kontroller bebeğinizin kilosuna, sarılık durumuna, beslenme durumuna ve başka sıkıntısı olup olmamasına göre değişkenlik gösterecektir. İlk aydan sonra herhangi bir sıkıntı yok ise 6 aylık olana kadar ayda 1 kez çocuk hekimi kontrolü gerekmektedir. 6. Aydan sonra 1 yaşa kadar 2-3 aylık aralarla çocuk hekimine gitmeye devam etmek uygun olur. 1 yaş sonrası 6 aylık aralarla 3 yaşına kadar çocuk hekimine muayeneye gitmek faydalı olacaktır. 3 yaş sonrası yılda bir kez çocuk hekimi muayenesi yeterli olacaktır.

Özel aşılar hangi hastalıklardan korur?Yaptırmak gerekli midir?

Şu an Türkiye de; Rotavirüs ishalinden koruyan, ağız yoluyla uygulanan 2 marka aşı mevcuttur. Bu 2 marka aşıdan birisini çocuk hekiminizle konuşarak yaptırabilirsiniz. Bu aşılar bebeğiniz 6 haftalık olduktan sonra uygulanabilir. Bebeğiniz 6 aylık olmadan önce aşı dozları tamamlanmış olmalıdır. Menenjit dediğimiz beyin zarı iltihabından koruyan 2 farklı aşı mevcuttur. Bu iki aşı farklı mikrop tiplerinden korur ve her ikisi de yapılmalıdır. Menenjit hastalığı özellikle ilk 1 yaşta çok daha sık ve çok daha tehlikeli olduğundan menenjit aşılarını yaptırma düşünceniz varsa ilk 1 yaşta ve tercihen ilk aşı 6. Aydan önce uygulanmalıdır. Aşı takvimini çocuk hekiminizin kontrolünde oluşturmanızı öneriyorum. Grip hastalığından koruyan her yıl tekrarlanması gereken, ekim ayının sonuna kadar yapılabilen aşı mevcuttur. Bu aşı 6 aydan büyük herkese yapılabilir. Ancak 6 ay-8 yaş arası bir çocuğunuz varsa ve ilk kez grip aşısı olacaksa 1 ay arayla 2 kere aşıyı yaptırmalısınız. Sonrasında her yıl sadece 1 kere yaptırmanız yeterli olacaktır. 6 ay-3 yaş arası çocuklara yarım doz (aşının yarısı) uygulanır. Özellikle 6 ay-2 yaş arası çocuklara grip aşısı yapılması önerilmektedir. HPV ün neden olduğu genital siğil ve rahim ağzı kanserine karşı koruyan aşı mevcuttur. Yetişkin kadın ve erkeklere yapılabilmekle birlikte aşının yapılması için en uygun zaman cinsel aktivitenin henüz başlamadığı 9-14 yaş aralığıdır. Dörtlü aşının tercih edilmesi daha yerinde bir karar olacaktır. Aşı 9-14 yaş arası çocuklarda 6 ay ara ile 2 doz şeklinde uygulanır. Yetişkinlerde ise 0,2 ve 6. Aylarda olmak üzere 3 doz şeklinde uygulanır.

Anneliğimin başlarında kendimi yetersiz hissetmem normal mi?

Özellikle bebeğiniz doğduktan sonraki ilk 7-10 gün kendinizi yetersiz ve biraz hüzünlü hissetmeniz gayet doğal bir durumdur. Eğer sezaryen ile doğum yaptıysanız sütünüzün artması birkaç gün sürebilir. Bu süreçte bebeğinizi yeterince besleyip besleyemediğinizi anlamakta güçlük çekebilirsiniz; sütünüzün yetip yetmediğiyle ilgili profesyonel yardım almaktan çekinmeyin. Bebeğinizi her istediğinizde kucağınıza alın; onun en rahat ettiği yer sizin kucağınızdır. Bebeğinize bol bol dokunun. Çıplak teninizi bebeğinizin çıplak teniyle buluşturun; sıcaklığınızı ve kokunuzu hissetmesini sağlayın. Abartılı makyajdan ve aşırı kokulu parfümlerden uzak durun; bebeğiniz en iyi sizin kokunuzu tanır, onu bu duygudan mahrum etmeyin. Duş almaktan çekinmeyin. Arkadaşlarınızla ve eşinizle kaygılarınız hakkında konuşun. Evinize canınızı sıkacak misafirlerin gelmesini engelleyin. Yenidoğan bir bebeğiniz varsa sadece size gerçekten yardımı dokunacak insanları kabul edin. Fazla misafir, hem sizi yorar hem de bebeğinizin mikroplarla karşılaşma ihtimalini artırır. Bebeğinizle parkta baş başa veya eşinizle yürüyüş yapmaktan çekinmeyin. Bebeğiniz sağlıklı ise "ilk 40 gün dışarı çıkılmaz" diye bir kural yoktur; bebekler soğuktan değil, mikroptan hastalanırlar. Eğer hüzün ve yetersizlik hisleriniz 14 günün sonunda hâlâ devam ediyorsa, bu durumu hekiminizle ve ailenizle paylaşın. Yardım istemekten çekinmeyin. Anne sütü elbette çok değerlidir; ancak iyi bir anne olmanız, bebeğinizi sadece sütünüzle beslemenize bağlı değildir. Hiç süt veremeseniz bile bebeğinize bolca sarılmanız, onunla ilgilenmeniz ve sohbet etmeniz onun için yeterlidir; çok sağlıklı bir şekilde büyüyecektir. Kendinizi baskı altında hissetmeyin ve "Sütün yaramıyor" gibi cümleleri kulak ardı edin. Her daim negatif konuşan insanlar hayatımızda olacaktır; siz bunlara elinizden geldiğince takılmayın.

Gebelik sonrası vitamin takviyesi kullanmalı mıyım?

Gebeliğiniz sırasında bebeğinizin büyümesi için ihtiyacı olan her şeyi, annesi olarak siz sağlıyorsunuz. Bu durum, bazı destek vitaminleri almanız gerekliliğini doğuruyor. Bebeğiniz doğduktan sonra da ilk 6 ay boyunca sadece anne sütü ile beslemeye devam etmenizi uygun ve doğru buluyoruz. Bu durumda bebeğiniz, tıpkı karnınızda olduğu gibi sizin sayenizde büyümeye devam ediyor. Bu sebepten, özellikle bebeğinizi aktif olarak emziriyorsanız ilk 6 ay boyunca uygun bir vitamin ile desteklenmeniz gereklidir. Emziren anneler herhangi bir vitamin desteği kullanmadıkları zaman; birkaç ay içinde saç dökülmesi, kemik ağrıları ve kronik yorgunluk gibi birçok sıkıntıyla karşı karşıya kalabiliyorlar. Vitamin takviyesinin yanında dengeli ve protein ağırlıklı beslenmek, bol su içmek ve dinlenmek de süreçte çok faydalı olacaktır.

Bebeğime vermem gereken takviyeler nelerdir?

Bebeğinize verebileceğiniz en iyi takviye elbette öncelikli olarak sütünüz, sonrasında (yetersiz kalıyorsa) mama takviyesidir. Fakat özellikle D vitamini ve K vitamini açısından anne sütü biraz yetersiz kalmaktadır. Bu sebeple her bebeğe, doğar doğmaz K vitamini iğne olarak yapılır. D vitamini için ise aile sağlığı merkezleri (sağlık ocakları) genellikle 15. günde başlamak üzere D vitamini damlası verirler. Ancak bu takviyeye başlamak için bebeğinizin 15 günlük olmasını beklemeniz gerekmez; doğumdan 24 saat sonra başlayabilirsiniz. Eğer sağlık ocağı tarafından verilen vitamini kullanmak istemiyorsanız, alternatifler için çocuk hekiminizle görüşmeniz gerekir. Unutulmamalıdır ki, bebeğinizin 2 yaşına kadar D vitamini takviyesine ihtiyacı vardır. Bir diğer önemli takviye ise bebeğiniz 4 aylık olduğu zaman başlanan kan damlalarıdır. Özellikle sadece anne sütü alan bebeklerde, 4. aydan itibaren kansızlık (demir eksikliği) görülebilir. Bu sebeple 4. aydan itibaren sağlık ocağı tarafından verilen veya çocuk hekiminizin önerdiği kan damlasını, bebeğiniz 1 yaşına gelene kadar kullanmanızı tavsiye ediyoruz.

Bebeğimin sarılık olmasını nasıl engelleyebilirim?

Her bebek doğduktan sonra, özellikle ilk bir hafta içinde (sıklıkla 3. ile 5. günler arası) sararabilir. Bu sarılık belli seviyelerin üstüne çıkmazsa takip etmek yeterli olur. Sarılığın normal olup olmadığını size ancak çocuk hekiminiz söyleyebilir; takibini hekiminizle beraber yaptığınız sürece sıkıntı yaşama ihtimaliniz düşüktür. Bebeğinizin sarılığını azaltabilecek en temel faktör beslenmesinin iyi olmasıdır. Fazla kilo kaybeden bebeklerin sarılık olma ihtimali daha yüksektir. Sarılık açısından genellikle güvenli sınır kan bilirubin düzeyinin 12 mg/dL’nin altında olmasıdır. Fakat bu durum bebeğinizin doğum haftasına, kaç günlük olduğuna ve risk faktörü taşıyıp taşımamasına göre değişir. Bu konuda son kararı çocuk hekiminizle beraber vermeniz gerekir. Hastaneden çıktıktan 2-3 gün sonra bir çocuk hekimi tarafından bebeğinizin muayene edilmesi, özellikle sarılık ve kilo kaybı açısından değerli bilgiler verir. Sarı örtüyle örtmek, evde ışıkları açık tutmak veya şekerli su vermek gibi yöntemler bebeğinizin sarılığını düşürmez. Bebeğinizin sarardığından şüpheleniyorsanız mutlaka bir çocuk hekimi tarafından değerlendirilmeli ve kan bilirubin düzeyine bakılarak sonuca göre hareket edilmelidir. Bebeğiniz sarılık nedeniyle ışık tedavisi (fototerapi) gördüyse, tedavi sonrası işitme testinin tekrarlanması gerektiğini unutmayın. Fototerapi sonrası sarılığın tekrar yükselme ihtimali düşük olsa da mevcuttur. Tedavi bitiminden 2-3 gün sonra hekiminiz bebeğinizi tekrar görmek isteyebilir; bu normal bir durumdur. Bu süreçte bebeğinizi öncelikle anne sütüyle, eğer anne sütü yetmiyorsa mama ile beslemek sarılığın yükselmesini önlemek için yapılacak en uygun harekettir.

Bebeğimin ilk ayakkabısını seçerken nelere dikkat etmeliyim?

Ayakkabının uygun ebatta olup olmadığına dikkat etmelisiniz. Çocuğunuzun başparmağıyla ayakkabının ucu arasında yaklaşık bir parmak veya 1 cm mesafe olması uygun olur. Serçe parmağınız ayakkabının topuk kısmına rahatça girip çıkabilmelidir. Ayakkabının file, kumaş veya yumuşak deri kullanılarak üretilmesi daha sağlıklı olacaktır. Tabanı oluklu olmalı ve kaymamalıdır; tabanında lastik bir yapı tercih edilebilir. Ayrıca ayakkabının hafif ve esnek olması oldukça önemlidir. Kullanım açısından cırt cırtlı modeller, bağcıklı olanlara göre daha büyük kolaylık sağlar. Her iki ayağın boyutu tam olarak aynı olmayabileceği için ayakkabı tercihi büyük olan ayağa göre yapılmalıdır. Ayakkabıyı aldıktan sonra, çocuğunuzun ayaklarının büyüme hızına göre ayakkabı boyutunun uygunluğunu her ay düzenli olarak kontrol etmelisiniz.

Bebeğimin kalça ultrasonunu ne zaman yaptırmalıyım?

Kalça ultrasonu; doğumsal kalça çıkığı olmadığını göstermenin basit, uygun maliyetli ve güvenilir bir yoludur. Bu tarama oldukça önemlidir; çünkü fiziksel muayene ile kalça çıkıklarının sadece yarısı saptanabilmektedir. Kalça çıkığı erken dönemde saptanamazsa; topallama ve tek bacakta kısalık gibi kalıcı sorunlara yol açabilir. Bu sorunların, teşhiste geç kalındığında tam olarak tedavisi mümkün olmayabilir. Bebeğiniz 40 günlük olduktan sonra, 70 günlük olana kadarki süreçte kalça ultrasonu yaptırmanızı tavsiye ediyorum.

Gaz sancısı çeken bebeğimi nasıl rahatlatabilirim?Gaz sancısı ne zaman biter?

Yenidoğan bebeklerde gaz sancısı doğumdan 14-21 gün sonra başlar. Özellikle geceleri ortaya çıkan, haftanın 3 günü durdurulamayan veya zor sakinleştirilebilen ağlama atakları olarak tanımlarız. Atak sırasında bebeğiniz ayaklarını karnına doğru çeker, kızarır, zorlanır ve ağlamaya başlar. Kesin bir çözümü yoktur. Emme pozisyonunun doğruluğu tekrar gözden geçirilmelidir. Bazı gaz damlaları bir miktar rahatlama sağlayabilir. Bebeğinize düzenli bir şekilde masaj yapmak, kollarını kundaklamak, beyaz gürültüye bebeği maruz bırakmak fayda sağlayabilir. Son çare arabayla şehir turu atmak olabilir. Genellikle arabada bebekler sakinleşir. Gaz sancısından bebeğinizin muzdarip olduğunu düşünüyorsanız gaz sancısıyla karışabilen bazı başka rahatsızlıkların da olduğunu bilmenizde fayda vardır. Özellikle laktoz intoleransı, idrar yolu enfeksiyonu, inek sütü proteini alerjisi, reflü gibi sorunlar gaz sancısı yani infantil kolik ile sıklıkla karışır. Doğumdan 2 veya 3 gün sonra ciddi gaz sancısı olmayacağını bilmenizde fayda olduğunu düşünmekteyim. Bebeğiniz 5 günlükken akşamları ciddi ağlama atakları yaşıyorsa diğer hastalıkların veya durumların araştırılmasında fayda vardır. Gaz sancısı yani infantil kolik bebeğiniz 3. ayı bitirirken sonlanır. Bazen 4. aya kadar uzayabilir. Bebeğiniz 4 aylık olduysa ve hâlâ gaz sancısı çekiyorsa çocuk hekimi tarafından ayrıntılı değerlendirilmesi uygun olacaktır.

Bebeğimin yeterince beslendiğini nasıl anlayabilirim?

Bebeğinizin yeterince beslendiğini anlamanın en ideal iki yolu vardır. Birincisi, yeterince beslenen bir bebek günde 5-6 kere açık renkli idrar yapar. İkincisi de yeterli kilo alır. Bebeğiniz, özellikle doğum sonrası ilk ayda emzirilme sonrası tatlı bir uykuya dalar ve günün çoğunu uyuyarak geçirir. Eğer bebeğinizi emzirdikten ve yatağına koyduktan kısa bir süre sonra tekrar aranmaya ve/veya ağlamaya başlıyorsa henüz yeterince doymadığını düşünebilirsiniz. Bebeğinizin özellikle ilk haftasında idrarında pembe renk görüyorsanız bu durum bebeğinizin ürat kristali attığını, yani yeterince beslenemediğini gösteren değerli belirtilerden biridir. Eğer böyle bir durum varsa çocuk hekiminize vakit kaybetmeden başvurmanızı öneriyorum. En az 10 dakika bir göğsünüzü aktif olarak emmesi gerekir. Bebeğinizi emzirdikten sonra göğüslerinizin yumuşaması ve rahatlaması da doğru şekilde emzirdiğinizin göstergelerinden biridir. Bebekler yeterince emdikten sonra sakinleşirler. Gazlarını da çıkarırsanız ya uykuya dalacak ya da etrafı dikkatlice izleyecektir. Bir aylık olduktan sonra etrafa gülücükler saçmaya başlayabilirler. Açlığı devam eden bebek bunların hiçbirini yapmayacaktır. Bebeğiniz doğduktan sonra ilk 3-4 gün kilo kaybedecek, 7-10 gün içinde doğum kilosuna ulaşacaktır. Sonrasında ilk 3 ay boyunca ortalama günlük 20-30 gram arası kilo alması gerekir. 3. aydan sonra kilo alım hızı günlük 10-20 gram arasına gerileyecektir. Yani bebeğiniz 3. aydan sonra eskisi kadar hızlı kilo almayacaktır. Bu durum sütünüzün yetmemeye başladığını göstermez.

Bebeğim hangi sıklıkla çiş ve kaka yapmalı?

Sadece anne sütü ile beslenen bir bebeğin ilk doğduğunda kakası siyah renkte olur. Bu durum normaldir. Daha sonra 1-2 gün içinde kaka rengi önce yeşile, daha sonrasında da sarıya döner. Bebeğiniz doğum sonrası ilk 24 saat içinde en az bir kez kakasını yapmalıdır. Daha sonra kaka yapma sıklığı bebekten bebeğe çok değişkenlik gösterir. Bazı bebekler günde 4-5 kere kaka yaparken bazı bebekler 4-5 günde bir kaka yaparlar. Anne sütü alan bebeklerde bu durum normaldir. Özellikle mama takviyesi alan bebeklerde ara ara kakanın rengi yeşile dönebilir. Bebeğinizin kilo alımı hekim kontrolünde ise, beslenmesinde bir sıkıntı yoksa, keyfi yerinde ise yeşil renkli kaka normal kabul edilebilir. Bebeğinizi aynı şekilde beslemeye devam edebilirsiniz. Bazen bebeğinizin kakasında ip gibi uzayan salyamsı-sümüksü bir yapı görebilirsiniz. Bebeğinizin ek bir sıkıntısı yoksa bu durum dahi normal kabul edilir. Bu durum bağırsakların adaptasyonu ile ilgilidir. Fakat bebeğinizde sürekli kusma, şiddetli ağlama atakları veya kilo alamama gibi sıkıntılar varsa mutlaka kakadan örnek alınarak bazı parametrelerin değerlendirilmesi gerekir. İdrar sayısına geldiğimizde bebeğiniz en az doğduğu gün 1 kere, ertesi gün 2 kere, sonraki gün 3 kere, ondan sonraki gün 4 kere çiş yapmalıdır. Sonrasında günlük en az 5-6 kere idrar yapması; iyi ve yeterli beslendiğini gösteren değerli verilerden biridir. Özellikle yaz aylarında bebeğinizin bezinde pembe renkli idrar görebilirsiniz. Bu pembe renkli idrar çoğunlukla ürat kristalidir ve yeterince beslenemeyen bebeklerde, özellikle doğum sonrası ilk bir haftada görülebilir. Bebeğinizin bezinde pembe renk görüyorsanız çocuk hekiminize başvurmanız gerekir. Beslenme durumu hekiminiz tarafından gözden geçirilmelidir.

Kreşe başlayan çocuğum sık hastalanıyor. Bunu engellemenin yolları nelerdir?

Yeni kreşe başlayan çocuğunuz, aslında dünyadaki mikrobik sistemle ilk defa gerçek anlamda karşılaşmaktadır. Kalabalık ve yeterince havalanmayan sınıfların üstüne bir de çocukların asla bitmeyen yakın temasları eklenince hasta olmaları kaçınılmaz olabiliyor. Öncelikle şunu bilmenizi isteriz ki hem Dünya Sağlık Örgütü hem de Amerikan Pediatri Akademisi, kreşe ilk defa başlayan bir çocuğun o yıl içinde 8-12 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmesini normal kabul etmektedir. Yeter ki çocuk bu üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında yakından takip edilsin, gereksiz antibiyotik kullanmasın; antibiyotik kullandığında ise hastalık, kullandığı antibiyotiğe iyi yanıt versin ve beklenmedik başka sorunlar ortaya çıkmasın. Beklenmedik başka sorunları hekiminizle iletişim kurarak çözmeye çalışmanızı tavsiye ediyorum. Özellikle hastalık sırasında, öncesinde veya sonrasında çocuğunuzun ağız içinde beyaz renkli yaralar ortaya çıkabilir. Aft dediğimiz bu ağız yaraları; çocuklarımız yorgun, stresli veya hasta olduklarında sıklıkla ortaya çıkabilirler. Bu ağız yaraları yaygınlaşmadan uygun şekilde tedavi edilmelidirler. Tedavi edilmezlerse yayılarak çocuğunuzun beslenmesini bozabilirler. Beslenmesi bozulan bir çocuğun iyileşme süreci uzar. Dikkat etmeniz gereken bir diğer konu çocuğunuzda önceden var olan veya yeni ortaya çıkan vitamin, mineral eksiklikleri veya kansızlıktır. Bir çocuğun özellikle yeterli demiri, B12 vitamini, D vitamini veya çinkosu yoksa daha sık hasta olur. Hastalık hallerinde iyileşmesi daha uzun sürer. Özellikle ishali olan çocuklarda çinko eksikliği akla gelmeli ve çinko takviyesi başlanmalıdır.

Çocuğumun evcil hayvanımızla beraber yaşaması bir sorun oluşturur mu?

Çocuğunuzun evcil bir hayvan ile beraber yaşaması, hayvanın aşıları düzenli olarak ve zamanında yaptırıldığı sürece herhangi bir sorun oluşturmaz. Evcil hayvanlarımızı düzenli veteriner kontrolüne götürmemiz gerekir. Özellikle hayvanı ilk sahiplendiğiniz dönemde çocuğunuzu gözlemleyin. Çocuğunuzda yeni başlayan inatçı öksürük, burun tıkanıklığı, hırıltı veya döküntü gibi bir sıkıntı başladıysa bu durumu hekiminizle görüşmenizde fayda mevcuttur. Fakat çocuğunuzda daha önce belirlenmiş bir alerjiye yatkınlık durumu yoksa evcil hayvan sahiplenmenizde çocuğunuz açısından herhangi bir sıkıntı yoktur. Son yapılan çalışmalarda, çocuğun hayvan ile beraber yaşamasının alerjik şikayetlerinde anlamlı bir artışa neden olmadığı belirlendi. Ayrıca özellikle kardeşi olmayan çocukların evcil hayvanlarla birlikte yaşamalarının, çocukların sosyal becerilerinde olumlu fark yarattığı belirlendi.

Çocuğum ishal oldu. Ne yapmalıyım?

İstediğin üzerine metnin yapısına dokunmadan, sadece yazım ve imla hatalarını düzelterek hazırladım: Öncelikle ishali tanımlamamız gerekiyor. İshal; süt çocuğunda günde 3-4 kereden fazla sıvı kıvamlı, kötü kokulu, bazen kan içerebilen dışkılama demektir. Yenidoğan döneminde günde 5-6 kere sıvı kıvamlı dışkılama normal olarak değerlendirilir. Beraberinde kusması ve/veya ateşi yoksa, emmesi iyiyse ishal olarak değerlendirilmez. İshal çoğu çocukta kusma şikayetiyle ortaya çıkar. Sebebi belirsiz bir şekilde kusmaya başlayan çocuğunuz veya bebeğiniz, 12-24 saat sonra sulu ve cıvık kaka yapmaya başlar. Genellikle ishal başladıktan sonra kusma sorunu azalarak biter. Ateş şikayeti ishallerde bazen olur, bazen olmaz. Kakasında kan gördüyseniz hastaneye gitmenizi öneriyorum. Peki, çocuğunuzun ishali başladı. Neler yapabilirsiniz? İshalde en önemli konu çocuğunuzun su dengesini sağlamaktır. Yani kaybettiği sıvıyı ağız yoluyla çocuğunuza takviye etmelisiniz. İshal olan çocuğunuza veya bebeğinize bol bol su içirmelisiniz. Eğer ağızdan su dahi içemiyorsa, yoğun ishal şikayetiyle beraber kusmaları da devam ediyorsa hastaneye başvurma vaktiniz gelmiş demektir. Çünkü hem fazla miktarda su kaybeden hem de kaybettiği suyu içemeyen bir çocuk yakın zamanda bitkin düşecektir. Çocuklar su içtikleri zaman kusmaya devam ettiklerinde, kusmak rahatsızlık verici bir olay olduğu için su içmeyi bırakırlar. Tekrar kusmaktan korkarlar. Su içmeye devam etmeleri gerektiğini bilmezler. Bu sebepten çocuğunuzu su içmeye devam etmesi konusunda ikna etmelisiniz. Su içmemeye devam ederse halsiz ve bitkin düşecektir. İshali olan çocuk iştahsız olacaktır. Kızartılmış yiyeceklerden ishal süresince çocuğunuzu uzak tutun. Haşlanmış patates gibi yıllardır bilinen yiyecekleri tercih edebilirsiniz. Probiyotiğe hekim önerisiyle başlayabilirsiniz. Eğer çocuğunuzun ishali yoğun bir şekilde devam ediyorsa çocuğunuzun kaybettiği mineralleri, tuzu ve şekeri yerine koymanız gerekir. Bunun için eczanede satılan oral rehidratasyon solüsyonlarını tercih edebilirsiniz. Bu solüsyonlar içerisinde en çok bilineni Ge-Oral tozdur. 1 litre kaynatılmış, ılıtılmış suyun içine 1 paket Ge-Oral koyup yavaş yavaş içirebilirsiniz. Evde kendi imkanlarınızla da bu solüsyondan hazırlayabilirsiniz. Bu solüsyon; 1 litre kaynatılmış, ılıtılmış suyun içine 2 çorba kaşığı toz şeker, 1 çay kaşığı tuz ve 1 çay kaşığı karbonat koyarak hazırlanır. Hazırladığınız karışımı güzelce karıştırdıktan sonra yavaş yavaş çocuğunuza içirebilirsiniz. Eğer bu solüsyonları içemiyorsa, kusma sıkıntısı devam ediyorsa, kakasında kan varsa, gittikçe halsizleşiyorsa, çiş sayısında azalma başladıysa veya çok bitkin görünüyorsa hekiminize başvurmanız gerekmektedir. İshal genellikle 7-10 gün sürer. Bazı ilaçlarla bu süre bir miktar kısaltılabilse bile 1-2 gün içinde ishalin tamamen geçmesi pek mümkün değildir. İshal süresince amaç; çocuğumuzun kaybettiği sıvıyı yerine koymak ve vücudunun su dengesini korumasını sağlamaktır.

Çocuğumun otizm belirtileri göstermemesi için neler yapabilirim? Ne zaman çocuğumda otizm düşünmeliyim ve bir çocuk hekimine başvurmalıyım?

Çocuğunuzda otizm düşündürecek durumlar; Diğer insanlarla ve çocuklarla göz teması kurmama, yaşıtlarının oyunlarına katılmama (özellikle hayali oyunlar oynamaktan kaçınma) Çevrede olan bitenle yeterince ilgilenmeme ve daha çok kendi dünyasında yaşama Yüksek seslerden rahatsızlık duyma Adı ile seslenince tepki vermeme veya işaret ederek gösterdiğiniz bir nesneye bakmama Konuşmakta gecikme, sosyal iletişimde zayıf olma Dönen nesnelere ilgi duyma (dönence, çamaşır makinesi vb.) Aşırı hareketli veya hareketsiz olma El çırpma veya el sallama gibi tekrarlayan hareketler yapma Bu belirtilerden birkaçının çocuğunuzda olduğundan şüpheleniyorsanız öncelikle çocuk hekiminize başvurmalısınız. Çocuk hekiminiz sizin şüphelerinizi haklı bulursa sizi çocuk psikiyatristine ve çocuk nöroloğuna yönlendirecektir. Çocuğunuzu otizmden korumak için yapabileceğiniz en iyi şey çocuğunuzu ekrandan uzak tutmaktır. Özellikle ilk 2 yaşta telefon, televizyon veya tablet gibi cihazlara çocuğunuzu maruz bırakmamaya çalışın. En azından günde 20 dakikadan fazla bu cihazları kullanmalarına izin vermeyin. İzlediği programları kontrol edin ve takibini yapın. Bir çizgi film izlediyse o çizgi filmin üzerine ailecek sohbet etmeyi ihmal etmeyin. Çocuğunuz 18 aylık olduğunda M-CHAT testini yapmasını çocuk hekiminizden talep edebilirsiniz. Bu test, çocuğunuzda otizm riski olup olmadığını erken dönemde belirlemeye yarar ve erken dönemde tedavi şansı vererek iyileşme sürecini hızlandırabilir. Otizmin tedavisi mümkün olmakla beraber iyileşme hastadan hastaya büyük değişkenlikler gösterir. Ekran maruziyetini sıfıra indirmek, otizmden şüphelenilen bir çocukta yapılacak en önemli şeylerden biridir. Sonrasında çocuk psikiyatrisinin düzenli takibi, özel eğitim ve bazen ilaç tedavileri ile hastalık belirtileri azaltılmaya çalışılır. Erken tanı ve uygun tedavi süreci ile çok yüz güldürücü sonuçlar alınabilmektedir. Her zaman söylediğimiz gibi çocuklarımızı ekrandan en az 2 yaşına kadar tamamen uzak tutmaya gayret edelim. Onlarla bol bol konuşmaya ve oyun oynamaya çalışalım. Onlara kitap okuyalım. Akranlarıyla iletişim kurabilmeleri için uygun ortamı yaratmaya çalışalım. Onlara sarılmaktan çekinmeyelim.

Çocuğuma hangi sıklıkta kan tahlili yaptırmalıyım?

Herhangi bir sorun yoksa bebeğiniz 9 aylık olduktan sonra kansızlık ve vitamin yeterliliğinin tespiti açısından kan tahlili yaptırmak uygun olacaktır. Sonuçlarınıza göre kullanmakta olduğunuz D vitamini ve kan damlası desteği hekiminiz tarafından düzenlenmelidir. Sonrasında herhangi bir sıkıntı yok ise 1-1,5 yıl aralıklarla düzenli vitamin durumunu görmek çocuklarda değerlidir. Çocuklar hem bedenen hem zihnen hızla büyümeye devam ederler. Büyümek bol miktarda vitamin ve mineral gerektirir. Ara ara vitamin durumuna baktırmak ve gerekli destekleri almak; çocuğunuzun hem zihinsel hem de bedensel gelişimine katkı sağlayacaktır. 1 yaşından sonra haftada en az bir kere balık tüketimi çocuklar için gereklidir. Eğer çocuğunuz balık yemiyorsa hekiminizle görüşerek balık yağı desteği başlamanız uygun olacaktır.

Çocuklarda check-up gerekli midir?

Çocuklarda check-up gerekliliği yoktur. Düzenli takip önemlidir. 3 yaşından sonra mutlaka yılda 1 veya 2 kez, sabahları aç karnına çocuğunuzun tansiyonunu ölçtürmek değerlidir. Ailenizde kalp hastalığı öyküsü var ise ve özellikle çocuğunuzda fazla kilo olduğunu düşünüyorsanız açlık kan yağlarına baktırmak ve takibini yapmak önemlidir. Özellikle annesinde kalça çıkığı öyküsü olan kız çocuklarında; kalça muayenesi ve deneyimli bir radyolog tarafından yapılacak olan kalça ultrasonu kıymetlidir. Aralıklı vitamin durumuna, kansızlık olup olmadığına bakmak önemlidir. Okula başlamadan önce göz muayenesi yapılması ve çocuğun görme ile ilgili bir probleminin olmadığının gösterilmesi gereklidir. Çocuğunuz 18 aylık olduğunda otizm açısından M-CHAT testinin deneyimli bir sağlık çalışanı tarafından uygulanması, erken müdahale imkanı yaratabileceğinden dolayı kıymetlidir.

Çocuğumun fazla kiloları ile nasıl başa çıkabilirim? Çocuk yaşta diyetisyen müdahelesi gerekir mi?

Çocuklarda fazla kilo ve obezite, son yıllarda tüm dünyada bir sorun haline gelmektedir. Özellikle fast food tarzı beslenme, gazlı içecekler ve patates cipsleri gibi gıdaların fazlaca tüketilmesi çocuklarda kilo fazlalığına ve obeziteye sebep olmaktadır.

Çocuğumuzu obeziteden korumak için neler yapabiliriz?

İstediğin üzerine metnin yapısına dokunmadan, sadece yazım ve imla hatalarını düzelterek hazırladım: Çocuğumuzu hamburger ve pizza gibi yiyeceklerden uzak tutmalıyız. Çocuğumuzun zararlı gıdalar tüketmesini istemiyorsak bizler de paketli gıdaları evimize sokmamalı ve tüketmemeliyiz. Çocuğunuz sizin asitli içecekler içtiğinizi görerek büyüyorsa, siz isteseniz de istemeseniz de o da bu içecekleri tüketmeyi alışkanlık haline getirecektir. Sofra kültürü oluşturmak, evde düzenli olarak en azından her gün bir öğün ailecek yemek yemek çok değerlidir. Bebeğinizi 9. ayından itibaren sofra kültürüne dahil edin. Hep beraber evde yapılan sağlıklı yiyeceklerden tüketin. Yemeklerinizi yaparken tuz kullanmamaya özen gösterin. Zeytinyağı tercih edin. Kızartmak yerine haşlamak veya fırında pişirmek çok daha sağlıklı olacaktır. Evinize paketli ürünleri sokmayın. Çocuğunuzu bu paketli gıdalarla ödüllendirmeyin. Evde kendiniz yaptığınız tatlıları tercih edin. Bu tatlıları yaparken doğal şekerler kullanmaya çalışın. Mutlaka spor yapın ve çocuğunuzu da spor yapması konusunda heveslendirin. Yaşına uygun olarak haftada en az 2 kez 1 saat düzenli spor, hem çocuğunuzun hem de sizin kilo kontrolünüzü sağlamanızda çok faydalı olacaktır. Erken yaşta ikili mücadele gerektiren sporlar yerine; çocuğun kendisiyle mücadele ettiği (jimnastik, tenis, yüzme, koşu gibi) sporları tercih etmenizi öneriyorum. 3 yaşından sonra yılda bir kere çocuğunuzu rutin muayeneye götürmeyi ihmal etmeyin. Çocuğunuzun vücut kitle indeksini öğrenin ve takip edin. Çocuğunuzun vücut kitle indeksini hesaplamak için kilosunu, metre cinsinden boyunun karesine bölmelisiniz. Örnek vermek gerekirse; 30 kg ağırlığında, 125 cm boya sahip bir çocuğun vücut kitle indeksi için önce 1,25'in karesini alırız (1,56). 30'u 1,56'ya bölersek sonuç olarak vücut kitle indeksi 19,2 çıkmaktadır. Çocuğunuzun vücut kitle indeksi 19-25 arasında ise kilosu normaldir. 25'in üstündeyse fazla kiloludur; beslenmesinin gözden geçirilmesine ve sportif aktivitelerinin artırılmasına gereksinimi vardır. Bu hususta kendi başınıza çocuğunuza diyet uygulamaktan kaçınmalısınız. Mutlaka çocuk hekimi ve diyetisyen kontrolünde diyet uygulanmalıdır.

Peki çocuğunuzun kilosu fazla ise nasıl bir yol izlemelisiniz?

Öncelikle çocuk hekimine başvurmalısınız. Çocuk hekiminiz çocuğunuzun kilosunu fazla bulursa bu konuyla ilişkili bazı tahliller isteyecektir. Tahmin edilenin aksine fazla kilolu çocuklarda da tıpkı aşırı zayıf çocuklarda olduğu gibi vitamin ve mineral eksiklikleri sıklıkla görülür. Karaciğeri, fazla kilosuna bağlı yağlanmış olabilir. Tiroid hormonları doğru miktarda üretilmiyor olabilir. Kabızlık gibi bağırsak problemleri kötü beslenmeye bağlı sıklıkla görülür. Fazla kilolu çocuklarda açlık kan yağları, karaciğer ve böbrek tahlilleri, idrar tahlili, şeker ve hormon tahlilleri istenmelidir. Mutlaka karaciğerde yağlanma olup olmadığını anlamak için ultrason yapılmalıdır. Fazla kilolu bir çocuğun tansiyonunu da ölçmek gerekir. Tüm bu tahliller temiz çıkarsa öncelikle marketten alınan paketli gıdalar beslenme listesinden çıkarılır. Fazla ekmek tüketimi sorgulanır ve azaltılması konusunda yardımcı olabilecek yöntemler açıklanır. Kilosuna uygun bir spor faaliyetine başlanması konusunda aile bilgilendirilir. Eğer imkan varsa diyetisyen görüşmesi ayarlanır. Aylık düzenli olarak kilo takiplerine başlanır. Aşırı kilolu olmayan çocuklarda aylık 1 veya 2 kiloluk bir düşüş yeterlidir. Fazla kilo kaybı istenmeyen bir durumdur. Önemli olan çocuğun ve ebeveynin beslenme alışkanlıklarını düzenlemektir. Beslenme alışkanlığı değişen bir çocuğun hayatı boyunca tekrar fazla kilolarla mücadele etmesi gerekmez. Tam tersi bir şekilde, çocukluk çağında fazla kilolu veya obez olan her birey büyük ihtimalle yetişkinlik zamanına geldiğinde de fazla kilolu olmaya devam edecektir. Çocukluk çağında başlayan yeme bozukluğunun yetişkinlik döneminde düzeltilmesi çok daha zor olacaktır.

Çocuklarda ateş yüksekliği nedir? Çocuğum havale geçirir mi? Geçirirse nasıl müdahale etmeliyim?

Çocuklarda ateş yüksekliği, ölçülen vücut sıcaklığının 38,2 derece ve üstünde olması durumudur. Çocuklarda ateş yüksekliğinin birçok sebebi vardır. Özellikle yenidoğan bebeklerde ateş yüksekliğinin en sık iki nedeni; yetersiz beslenme ve enfeksiyondur. Her iki durumda da mutlaka en kısa sürede hastaneye başvurmak gereklidir. Doğum sonrası ilk 28 günde görülen ateş yüksekliği hastaneye başvuruyu zorunlu kılar. Çoğu zaman hastaneye yatış ve tedavi gerektirmektedir. 1 ay ile 3 ay arası çocuğunuzda ateş yüksekliği var ise parasetamol şurup veya fitil kullanabilirsiniz. Ateşli hallerde sirkeli su ile müdahale önerilmez. Ilık ve bebeği üşütmeyecek sıcaklıkta bir su ile duş aldırabilirsiniz. Eklem yerlerine, boynuna, alnına nemli ancak ıslak olmayan bezler koyabilirsiniz. Fakat 3 ayın altında bir bebeğiniz varsa ateşinin çıkması mutlaka muayeneyi gerektirir. Bu durumun istisnası aşı yapılan günün akşamıdır. Özellikle 2 aylıkken yapılan 6'lı karma aşısı, yapıldığı günün akşamında bebeğinizi biraz huzursuz ve ateşli bir hale getirebilir. Parasetamol içeren şurup veya fitil kullanmak yeterli olacaktır. Ertesi gün çoğu zaman aşının bu yan etkisi sona erer ve her şey eski haline döner. Aşıdan 2-3 gün sonra ilk defa ortaya çıkan ateş yükseklikleri aşı ile ilişkilendirilmemelidir; mutlaka hekim kontrolü gereklidir. aydan sonra bebeğiniz 6 aylık olana kadar ateş yükseklikleri hâlâ önemli riskler barındırır. 3 aydan büyük bebeğinizin ateşi varsa dikkat etmeniz gereken hususlar şunlardır: Bebeğinizin ateşini en yüksek kaç derece ölçtünüz? Viral enfeksiyonlarda genellikle ateş yüksekliği 39 dereceyi geçmez. 39 derecenin üstünde ısrarla seyreden ateş yüksekliklerinde hastaneye başvurmak gereklidir. Bebeğinizin genel iyilik hali nasıl? Viral enfeksiyon geçiren bebeklerin genel hali iyidir. Özellikle ateşleri düştükten sonra hasta değillermiş gibi davranmaya başlarlar. Bakteriyel enfeksiyonlarda ise genel olarak kötü bir hal mevcuttur. Ateşi olmadığı zamanlarda gülücükler saçmaya devam ediyor mu? Ateşi olmadığı zamanlarda dahi halsiz ve bitkin görünmeye devam eden bir bebeğiniz varsa hastaneye gitme zamanı gelmiş demektir. Hasta olmadan önceki gibi beslenmeye devam edebiliyor mu? Emmesinde bir zayıflama var mı? Bebeğiniz ateşi olmadığı zamanlardaki gibi emmeye, çişini ve kakasını yapmaya devam ediyorsa çoğu zaman ciddi bir hastalığı olmadığını düşünebilirsiniz. Eğer emzirmekte veya mama vermekte ciddi zorluklar yaşamaya başladıysanız kısa süre sonra bebeğinizin enerjisi bitecek demektir. Bebekler beslenemedikleri zaman hızla halsiz düşerler. Ateş düşürücü verdikten sonra ateşi düşüyor mu? Düştükten sonra tekrar ne zaman çıkıyor? Parasetamol grubu ateş düşürücülerin etkisi ilaç verildikten 30-45 dakika sonra başlar. Maksimum etkisi 75 dakika sonra ortaya çıkar. Yani ateş düşürücü verdikten 1 saat sonra ateşinin düşmesini beklemeniz uygun olacaktır. Ateşi düştükten sonra 6-8 saat tekrar ateşlenmiyorsa ciddi bir hastalık olma ihtimali düşüktür. Bakteriyel ve ciddi enfeksiyonlarda ateş düşürücü ilaçlara yanıt yetersiz olur. Genellikle ateş düştükten 2-3 saat sonra tekrar hızla yükselmeye başlar. Ateş yüksekliği ile ilgili ebeveynlerin en çok korktukları durum çocuklarının havale geçirmesidir. Havale dediğimiz durumun adı febril konvülsiyondur. 6 ay ile 5 yaş arası çocuklarda görülür; 3 yaş sonrası görülmesi nadirdir. Genellikle ateşli iken veya ateşin yükselmeye başladığı ilk saatlerde ortaya çıkar. Çocuk dış dünya ile bir anda iletişimini keser. Gözlerde kayma, kollarda ve/veya ayaklarda kasılma başlar. Bu anda yapılması gereken tek şey, çocuğun yan yatırılarak olası bir kusma durumunda soluk borusunun tıkanmasının engellenmesidir. Çocuğun kafasını suyun altına sokmak, ağzına parmak sokmak veya çocuğu alıp koşmaya başlamak önerdiğimiz çözümler arasında değildir. Çocuğunuz ateşli havale geçirirken, kusması soluk borusunu tıkamadığı sürece nefes alıp vermeye devam edecektir; küçük dili geriye kaçmaz. Bu anlarda panikle ellerin ağıza sokulması yapılan en büyük yanlışlardan birisidir. Bu anlarda bebek veya çocuk yan yatırılır, sakin kalınmaya gayret gösterilir. Ateşli havalelerin çoğu 2-3 dakika içinde kendiliğinden durur. Yapmanız gereken havale devam ediyorsa 112'yi aramak veya havale durduysa bebeğinizi alarak en yakın sağlık kuruluşuna başvurmaktır. Havale bittikten sonra çocuğunuz yorgun düşüp direkt uyku haline geçebilir; bu beklenen bir durumdur. Geçirdiği havale beynine zarar vermez. Havalenin beynine zarar vermeye başlaması için en az 30 dakika boyunca aralıksız nöbet geçirmeye devam etmesi gerekir. Zarar çoğu kez havalenin kendisinden kaynaklanmamaktadır. Havalenin başlamasıyla bilinç kaybolduğu için çocuk bir anda düşerek kafasını bir yerlere çarpabilir. Böyle bir durum varsa hastanede mutlaka hekime bu konuda bilgi verilmelidir. Bir diğer zarar, ebeveynlerin yukarıda bahsettiğim yanlış ilk yardım yöntemlerini uygulamalarıdır. Havale geçiren bir çocuğun ağzına ellerinizi sokarsanız kusmasını tetiklemiş olursunuz. Kusmaya başladığı zaman ise yan çevirip kusmuğunu dışarı atmasını sağlayamazsanız soluk borusu bu kusmukla tıkanarak çocuğunuzun nefes alışverişini kesebilir. Bu sebeplerden olası bir havale durumunda çocuğunuzu veya bebeğinizi yan çevirmek, hava yolunu açık tutarak sakince beklemek en iyi tercih olacaktır. Ebeveynler havaleden korktukları için çocuklarını hastaneye getirirler. Ne yazık ki havale geçirip geçirmeyeceği net olarak belirlenebilen bir durum değildir. İlaç tedaviniz düzenlenmiş olsa bile havale geçirme ihtimali, özellikle hastalığın ilk 48 saatinde söz konusudur. Eğer annede veya babada çocukluğunda ateşli havale geçirme öyküsü var ise çocuğun havale geçirme ihtimali daha yüksektir. Havale önlenebilir bir durum olmamakla beraber çoğu zaman kalıcı bir hasar bırakmaz. Havale sonrası en az 8-12 saat gözlem gerekir. Havale sonrası ilk 24 saat içinde tekrar havale geçirme riski yüksektir; 24. saatten sonra havale geçirme ihtimali azalır. Havale sonrası MR veya EEG gibi ileri tahliller havalenin tipine, çocuğun yaşına ve bazı başka faktörlere göre değişkenlik gösterir. Bu konuda çocuk hekiminizden bilgi almalısınız. Ateşin ölçülebileceği birçok bölge vardır. En sık dijital ateş ölçerler kullanılır. Bu dijital ateş ölçerler 6 aylık aralarla kalibre ettirilmelidir. Ayrıca dijital cihazların üstünde "vücut" veya "yüz" gibi kelimeler veya ifadeler yer alır; cihaz neresinden ateşini ölçmeniz gerektiğini ekranında size gösterir. Birkaç farklı yerden ateşi ölçmek ve en yüksek olanı doğru kabul etmek uygun olacaktır. Koltuk altından ateş ölçen cihazlar kullanımı pek kolay olmamakla beraber güvenilirdir. Bir adet dijital cihaz ve bir adet koltuk altı ateş ölçer ile iki farklı yerden ateşi kontrol etmek güvenilir sonuçlar almanıza yardım eder. Ayrıca ateşi olan çocukların elleri ve ayakları buz keser. Aileler bu durumu, ateşin çocuklarının sadece yüzünde veya vücudunda olduğunu dile getirmelerine neden olur. Aslında bir çocuk ateşlenecekse önce elleri ve ayakları soğumaya başlar. Bu soğuma ateşin yükseleceğinin habercisidir. Ayrıca üşüme başlar. Elleri ve ayakları soğuk, üşüyen bir çocuğunuz varsa muhtemelen yarım saat içinde ateşinin yükseldiğini göreceksinizdir. Ateşi olan çocuğu çırılçıplak soymak veya üşüyor diye kalın giydirmek önerilerimiz arasında yoktur. Bir miktar üstü açılabilir ama tamamen çıplak bırakılmaz. Ateşi düşsün diye koltuk altlarına koyduğumuz pamukların ıslak olmamasına, sadece nemli olmasına dikkat etmeliyiz.

Bebeğimi/çocuğumu ne zaman sünnet ettirmeliyim?

Erkek çocukları için sünnetin uygun zamanı konusunda farklı görüşler mevcuttur. Yenidoğan döneminde yapılan sünnet, hem bakım kolaylığı hem de hızlı iyileşme şansı tanıdığı için günümüzde sıklıkla tercih edilmektedir. Fakat yenidoğan döneminde genital bölge ile ilgili diğer bazı sorunlar henüz tam olarak ortaya çıkmayabileceğinden ötürü, daha sonra ikinci bir operasyon ihtimalini de beraberinde getirmektedir. Şu an ortak görüş, sünnetin 2-6 yaş arasında yapılmamasıdır. Yani 2 yaşına kadar veya 6 yaşından sonra çocuğunuzu sünnet ettirmeniz uygun olacaktır. 2-6 yaş arasında çocuk, sünneti cinsel organına bir saldırı olarak görebilir. Bu sebeple ilerleyen dönemlerde psikolojik bazı sıkıntılar ortaya çıkabilir. Yenidoğan döneminde bebeğinizi sünnet ettirebilirsiniz; ancak öncelikle bebeğinizin beslenme sıkıntısını çözmeniz gerekir. Yenidoğan bir bebek zaten emmekte zorluk yaşar. Annelerimizin sütü hemen gelmez. Sarılık ihtimali mevcuttur. Bebek size, siz de bebeğinize alışmaya çalışıyorsunuzdur. Bu dönemde yapılacak olan sünnet; emzirme dahil birçok süreci sekteye uğratabilir. Doğumdan sonra 2-3 hafta kadar beklemek, bu süreçte bebeği bol bol emzirmek ve bir miktar kilo almasını sağlamak uygun bir davranıştır. Diğer taraftan bu 3 hafta içinde sarılık ihtimali de ortadan kalkacaktır. Doğumdan 3 hafta sonra bebeğiniz uygun şekilde kilo alıyor ve sağlıklı görünüyor ise sünnet yapılmasında bir sakınca yoktur. Fakat birçok çocuk cerrahı sünnetin 1-2 yaş arasında yapılmasını önermektedir. Burada amaç, sonradan ortaya çıkabilecek genital problemleri de sünnet ile beraber tek operasyonla ortadan kaldırmaktır. Kısacası doğumdan 3 hafta sonra çocuğunuzu sünnet ettirmek sizin tercihinize bağlıdır. 2 yaşına kadar sünnet ettirmeniz gerektiğini ve 2 yaş sonrası 6 yaşına kadar sünneti önermediğimizi bilmenizi isterim.

Çocuklarda influenza (domuz gribi) nedir?

Özellikle kış aylarında salgınlara neden olur. İnfluenza A isimli virüsün bir alt tipi olan H1N1 virüsünün çocuklara bulaşmasıyla hastalık meydana gelir. Çocuklarda, özellikle 2 yaşın altındaki bebeklerde yetişkinlere göre daha ağır seyretmektedir. 2-5 yaş arası çocuklar da hastalığın kötü seyredebilmesi nedeniyle risk altındadır. Hastalığın belirtileri virüs vücuda girdikten 1-5 gün sonra başlar. Özellikle 2 yaşın altında veya kronik rahatsızlığı olan bir çocuğunuz var ise ve domuz gribi olduğu bilinen bir kişiyle yakın teması olduysa hastalık belirtileri başlamadan önce koruyucu tedavi başlanabilmektedir. Virüsü kapan kişi ise hastalık belirtileri göstermeden 1 gün önce bulaştırıcı hale gelmiştir. Bu bulaştırıcılık ortalama 5-7 gün arası devam eder. Yani domuz gribi olan bir kişiyle hastalık belirtilerinin başlamasından itibaren yaklaşık 10 gün boyunca yakın temasta bulunmamalısınız. Bulaş; hasta kişinin öksürerek veya hapşırarak etrafa saçtığı virüsler ile gerçekleşir. Aynı şekilde elinizde virüs varken elinizi sabunlu su ile yıkamadan ağzınıza ve/veya burnunuza sokarsanız size de bulaşmış olacaktır. Domuz gribinin belirtileri aslında hepimizin bildiği grip hastalığının belirtilerine benzer. Başlıca belirtileri; ateş yüksekliği, öksürük, boğaz ağrısı, halsizlik, kas ve eklem ağrıları, burun tıkanıklığı ve akıntısı, baş ağrısı, ishal ve mide bulantısıdır. Domuz gribinin tanısını koymak için şikayeti olan çocuğun ağız ve burnundan sürüntü alınarak hızlı antijen testi yapılır. Yaklaşık 15 dakika sonra test sonuçlanır. Yukarıda belirtilen şikayeti olan bir çocukta testin pozitif olması tanı için yeterlidir. Domuz gribi özellikle çocuklarda; orta kulak iltihabı, sinüzit, pnömoni (zatürre), kalp zarı iltihabı ve yaygın kas harabiyeti gibi sonuçlar doğurabilmektedir.

Domuz gribi olmamak için nelere dikkat edilmelidir?

Özellikle hastalığın yoğun olduğu kış aylarında kalabalık ortamlardan uzak durmaya çalışın. Sık sık ellerinizi yıkayın. Ortak kullanılan kapı kolları ve lavabo musluğu gibi yüzeyleri sık sık dezenfekte edin. Hastalık belirtileri gösteren insanlarla yakın temastan kaçının. Başkasının kullandığı tabak, çatal veya bardak gibi eşyaları kullanmaktan kaçının. Düzenli uyuma, stresten uzak durma, sigara kullanmama ve düzenli fiziksel aktivite; her zaman olduğu gibi koruyucudur.

Çocuğunuza domuz gribi teşhisi konduysa neler yapmalısınız?

Öncelikle 2 yaşın altında başka bir çocuğunuz varsa ortamı sık sık havalandırmalı ve bol bol el yıkamalısınız. Çocuğunuzu dinlendirmeli ve ona bol sıvı vermelisiniz. Çoğu zaman hastalarda yoğun burun tıkanıklığı görüldüğü için çocuğunuzun burun temizliğine önem vermelisiniz. Ateş şikâyeti varsa hekim kontrolünde ateş düşürücü şuruplar kullanabilirsiniz. Hekiminizin önerisiyle domuz gribinde etkinliği kanıtlanmış antiviral ilaç tedavisi kullanabilirsiniz. Bu antiviral tedavi, özellikle hastalığın ilk 48 saatinde kullanılmaya başlanırsa daha etkili olacaktır.

Çocuğunuzu ne zaman hastaneye getirmelisiniz?

Aşağıdaki durumlardan bir veya birkaçına sahip olan çocukların, vakit kaybetmeden bir çocuk hekimi tarafından değerlendirilmesi hayati önem taşımaktadır:

  • 2 Yaş Altı Bebekler: Daha önce bahsedilen şikâyetlerden birkaç tanesine sahip olan 2 yaşın altındaki her çocuk, hekim tarafından değerlendirilmelidir.
  • Kronik Hastalığı Olanlar: 2 yaşından büyük olsa bile, bilinen kronik herhangi bir rahatsızlığı olan her çocuk hekim tarafından değerlendirilmelidir.
  • Solunum Sıkıntısı: Sık öksürük atakları olan veya nefes alıp verirken zorlanmaya başlayan (hızlı nefes alma, göğüste çekilme vb.) her çocuk hekim tarafından değerlendirilmelidir.
  • Beslenme ve Sıvı Kaybı: Beslenmesi günden güne kötüye giden, özellikle yeterli sıvı alamayan ve idrar çıkışı azalan her çocuk hekim tarafından değerlendirilmelidir.
  • İnatçı Ateş: Müdahaleye rağmen düşmeyen veya uzun süredir devam eden inatçı yüksek ateşi olan her çocuk hekim tarafından değerlendirilmelidir.

Özetle; hızlı ve sık nefes alıp vermeye başlayan, beslenemeyen, sık öksüren, yeterli sıvı alamayan, kronik herhangi bir hastalığı olan veya 2 yaşın altında olan her çocuk, uzman bir çocuk hekimi tarafından mutlaka muayene edilmelidir.

Çocukluk Çağı Aşı Takibi-Sağlık Bakanlığı Aşı Takvimi

İlk yıl, bebeklerimiz için resmen aşı yılıdır. Gerek Sağlık Bakanlığınca karşılanan gerekse pediatristlerin önerdiği özel aşılarla hem bebeklerimiz hem de birlikte yaşadığımız tüm çocuklar birçok hastalıktan korunmuş olur. Sağlık Bakanlığı tarafından karşılanan ve takip edilen aşılar ile ilgili biraz bilgi vermek isteriz.

  • Hepatit B Aşısı: Bebeğiniz doğduğu ilk an, henüz doğum odasında iken uygulanan ilk aşıdır. Bebeğiniz 2 aylık olduğunda ve 6 aylık olduğunda iki kere daha yapılır. Karaciğere ciddi hasarlar verebilen Hepatit B virüsüne karşı geliştirilmiştir. Bilinen ciddi bir yan etkisi yoktur.
  • BCG (Verem) Aşısı: Meşhur verem, yani tüberküloz hastalığına karşı geliştirilmiş bir aşıdır. Bu aşı çocuğunuzun verem olmasını engelleyemez; veremin yayılımını engelleyebilir. Bebeğiniz 2. ayını doldurduğu zaman uygulanır. Verem aşısının yapıldığı yerde iz kalması gerekmez. Aşının etkinliği izin varlığı veya yokluğu ile ilişkili değildir; aşının yapılmış olması yeterlidir.
  • DaBT-İPA-Hib: 5'li karma aşı olarak bilinir. Bu aşı sayesinde çocuğunuz difteri, boğmaca, tetanoz, çocuk felci ve hem zatürre hem de beyin zarı iltihabı yapabilen H. influenza tip b adında bir mikroba karşı bağışıklık kazanmış olur. 2, 4, 6 ve 18. aylarda uygulanır. Tam koruma sağlaması için 4 defa yapılır. Özellikle bu aşının akşamında bebeğinizde huzursuzluk ve ateş şikâyeti olabilir; ateş düşürücü kullanmanızda fayda vardır.
  • Konjuge Pnömokok Aşısı: Özellikle zatürre ve/veya beyin zarı iltihabı yapabilen bir mikroba karşı geliştirilmiştir. 2, 4 ve 12. aylarda olmak üzere 3 sefer uygulanır. Bebeğiniz 2 aylık olduğunda 3 adet aşı uygulanır; bu 3 aşı toplam 8 farklı mikroba karşı bebeğinize ilk korumayı sağlar.
  • KKK (Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak): Eski yıllarda neredeyse bütün çocuklar kabakulak geçirirdi. Özellikle kızamık, çocuklarda ciddi sıkıntılara yol açardı; bazen çocuğun ölümüne dahi sebep olabilirdi. Şimdilerde kabakulak görmez olduk. Kızamık bir dönem ülkemizde tekrar artış gösterdiyse de bu durum düzeltildi. İşte bu hastalıkların artık pek görülmemesi ve hatta unutulmaya başlaması bu aşı sayesinde mümkün oldu. Bebeğinize 12 ve 48. aylarda yapılan KKK aşısı sayesinde 3 çocukluk çağı hastalığına karşı da koruyuculuk kazanılmaktadır.
  • OPA (Çocuk Felci) Aşısı: Çocuk felci aşısının bir adet canlı, bir adet de ölü formu bulunmaktadır. Canlı olan çocuk felci aşısı ağız yoluyla uygulanır. Bebeğinize 6 ve 18. aylarda ağız yoluyla uygulanan bu aşı, bebeğinizi çocuk felcinden korur. Bu aşı sayesinde yıllardır ülkemizde çocuk felci görmüyoruz. Bu aşı ile ilgili dikkat edilmesi gereken bir husus vardır: Eğer aşı olacak çocukla aynı evde yaşayan bir kanser hastası, kronik hastalığı olan bir çocuk veya yaşlı var ise hekime aşı öncesi mutlaka bilgi verilmesi gerekmektedir.
  • Hepatit A Aşısı: Hepatit A virüsü su yoluyla bulaşır; bu sebeple bulaşıcılığı yüksektir. Bu virüsü kapan özellikle 6 yaş altı çocuklarda ateş, karın ağrısı, halsizlik, bulantı, eklem ağrısı gibi şikâyetlere neden olur. 18 ve 24. aylarda aşısı yapılarak çocuğunuzun bu virüsten etkilenmesi önlenmiş olur.
  • Suçiçeği Aşısı: Suçiçeği; vücutta çok sayıda içi sıvı dolu döküntü, ateş yüksekliği, öksürük ve halsizlikle baş gösteren bir hastalıktır. Çocukluk çağının döküntülü hastalıklarından biridir. Geçmiş yıllarda çok sayıda çocuğu etkilemekte ve bazen zatürreye neden olarak hasar bırakabilmekteydi. 12. ayda uygulanan aşı sayesinde artık suçiçeği hastalığını ya hiç görmüyoruz ya da hafif şikâyetlerle hızla geçiriyoruz.

Aşılarımızı yaptırmayı ihmal etmeyelim. Bu aşıların dışında iki farklı menenjit aşısı, rotavirüs ishal aşısı, konjuge pnömokok aşısının geniş formu, grip aşısı ve HPV aşısı da ülkemizde bulunmaktadır. İmkanlarınız dahilinde bu aşıların tamamını çocuk hekiminizle beraber planlayarak uygulanmasını öneriyorum. Bu aşıların koruduğu hastalıklar geçmişte birçok çocuğun hastanede yatmasına, sakat kalmasına ve hatta ölmesine sebep oldu. Bu günlerde bu hastalıkların birçoğu azaldı. Eskisine nazaran bebek ve çocuk ölümleri gözle görülür bir şekilde düştü. Bu düşüşün baş mimarı işte bu aşılardır. Bu aşılar sayesinde tüm çocuklar korunmuş oldular.

Çocuklarda Allerjik hastalıklar-Astım ile ilgili bilgiler

Alerjik şikâyetler günümüzde bebekleri ve çocukları sıklıkla etkilemektedir. İlk 2 yaşta özellikle süt ve yumurta başta olmak üzere buğday, yer fıstığı, balık, kabuklu deniz ürünleri ve susam gibi gıda ile ilişkili alerjiler sıklıkla görülürken; 2 yaş sonrasında toz, polen, ev tozu akarı gibi solunumsal yabancı partiküllere karşı alerjik şikâyetler daha sık karşımıza çıkmaktadır. Her yaşta ilaçlara, arı ve diğer böceklerin zehirlerine karşı alerjik reaksiyonlar görülebilmektedir.

Bebekliğin erken döneminde alerjik şikâyetler genellikle yanaklarda pütürlü kabartı şeklinde veya kakada parlak kırmızı renkli kan görülmesi ile ortaya çıkar. Geçmeyen hırıltılar, iyileşmeyen öksürükler, tekrarlayan inatçı kusmalar veya aşırı huzursuz bebeklerde de alerjiden şüphelenilmelidir. Özellikle sadece anne sütü alan bebek alerjik belirtiler gösteriyorsa neden sıklıkla süt alerjisidir. Gerekli tahliller yapıldıktan sonra anneye süt ve süt ürünleri içermeyen diyet başlanıp sonuçlar değerlendirilmelidir.

Bebeğinizin özellikle her iki yanağında tekrarlayan cilt kuruluğu veya iyileşmeyen yaralar var ise atopik dermatit olma olasılığı yüksektir. Bazı aileler bu durumun bebeği sık öpmekten kaynaklandığına inanır ama genellikle durum böyle değildir. Bebeğinizin yanaklarındaki döküntü için nemlendirici kremler kullanabilirsiniz. Bebeklerimizin kıyafetlerini seçerken pamuk içeriği yüksek olanları tercih etmek, haftada ikiden fazla banyo sırasında duş jeli veya sabun gibi temizleyici maddeler kullanmamak ve kıyafetleri doğal deterjanlarla yıkamak alerjik şikâyetlerin azalması açısından fayda sağlayacaktır. Ancak atopik dermatit dediğimiz yanaklardaki aşırı kuruluk hali, uygun tedavi ve nedenin saptanmasıyla iyileştirilebilecektir.

Eğer bebeğiniz anne sütü veya mama alırken kakasında parlak kırmızı renkli kan gördüyseniz, bu duruma "alerji" demeden önce mutlaka hekiminize danışmalısınız. Kakada kan görülmesine yol açan diğer durumlar öncelikli olarak değerlendirilir. Başka bir neden bulunamaz ise alerjik olabileceği yönünde araştırmalar yapılmaya başlanır.

Bebeğiniz veya çocuğunuz özellikle geceleri öksürüyorsa, aktivite sonrası öksürükleri başlıyorsa veya sık sık buhar tedavileri kullanmak durumunda kalıyorsanız asıl sorununuz bilmediğiniz bir alerjik yatkınlık olabilir. Bu nedenle bir çocuğun hep aynı hekim tarafından değerlendirilmesi, çocuğunuzun bu tarz sıkıntılarının ortaya çıkarılmasında oldukça faydalıdır. Alerjiye bağlı sürekli öksürük şikâyetinin olması durumunda, düzenli kullanılacak ilaç tedavisi ile çocuğunuzu öksürükten tamamen kurtarabileceğinizi unutmayın.

Evde sigara içmek (balkon dahil) çocuklarınızda alerjik şikâyetlerin ortaya çıkma ihtimalini artıracaktır. Özellikle marketlerden aldığımız paketli her türlü gıda, çocuklarımızda alerjik deri döküntüleri meydana getirebilir. Bu döküntüler oldukça kaşıntılıdır ve çocuğunuzu huzursuz bir hale getirecektir. Bu sebepten çocuğunuzun alerjik yatkınlığı var ise paketli gıdalardan özellikle uzak tutmanızı öneriyorum.

Özellikle 2 yaşından sonra bazı çocukların sürekli burunlarının aktığını görürsünüz; elleri sürekli burunlarındadır ve uykuda horlayabilirler. Bu çocuklar alerjik rinit dediğimiz, alerjinin salgı artışı ile ilişkili olduğu bir durumdan muzdarip olabilirler. Bu tarz şikâyetlerde kulak burun boğaz uzmanı tarafından muayene gereklidir. Eğer muayenede bir sorun yoksa alerji tedavisi başlanmalı, tablo ağır seyrediyorsa astım açısından da değerlendirme yapılmalıdır.

Alerjik reaksiyonlar içerisinde en sıkıntılı tablo, anafilaksi dediğimiz birden çok organın kısa süre içerisinde etkilendiği tablodur. Herhangi bir ilaç, böcek zehri veya besin maddesinin vücuda girişinden sonra ani başlar; kusma, nefes almakta zorluk, vücutta yaygın kızarıklık, karın ağrısı ve öksürük gibi belirtilerle seyreder. Bu acil bir durumdur. Eğer bebeğiniz yeni bir gıda tükettikten sonraki ilk 1-4 saat içinde bu şikâyetleri gösterirse, vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurmanızı öneririm.

Çocuğumun rutin kontrollerinin sıklığı ne olmalıdır?

Doğum sırasında çocuk hekiminin hazır bulunması, bebeğinizin sağlığı açısından çok değerlidir. Her yenidoğan bebek, doğar doğmaz bir çocuk hekimi tarafından değerlendirilmelidir. Bu ilk muayenede bebeğinizin solunumu, kalp atımı, burun deliklerinin açık olup olmadığı ve makat bölgesi muayene edilir. Bunlar dışında bebeğinizin genel görünümü ile yenidoğan bebeklere özgü olması gereken refleksif tepkilerin varlığına bakılır.

Bu ilk muayenede herhangi bir sıkıntı yok ise bebeğiniz hızlıca yanınıza getirilir ve emzirmeniz için gereken destek sağlanır. Doğum salonunda yapılan muayenenin ardından K vitamini ve Hepatit B aşısı bebeğe uygulanır. Anne yanında emzirme hemşireleri tarafından emzirme desteği hem anneye hem de diğer aile üyelerine sağlanır. Doğum sonrası 24. saatte veya taburculuk öncesi bir kez daha bebekler muayene edilmelidir. Bu muayene daha geniş çaplıdır; tüm vücut soyularak muayene edilmesi önemlidir.

Taburculuk sonrası 2. ile 4. günler arasında tekrar çocuk hekimi tarafından bebeğiniz muayene edilmelidir. Özellikle bebekler 3. günden itibaren sararmaya başlayabilirler. Bu ilk muayene; bebeğinizin kilo kaybının düzeyi ve sarılığı açısından değerlidir. Bu muayenede bebeğinizin kilosuna göre emzirme düzeni tekrar gözden geçirilir. Gerekirse bir kez daha emzirme eğitimi tekrarlanmalıdır. Daha sonra bebeğiniz 7 ve 14 günlük olduğunda hekiminiz bebeğinizi tekrar görmek isteyebilir. Bu takipler bebeğin muayene bulgularına göre değişir.

Bebeğiniz 1 aylık olduktan sonra eğer herhangi bir sorun yok ise 6. aya kadar ayda bir kere çocuk hekimi tarafından değerlendirilmesi uygun olacaktır. 6. aydan sonra 1 yaşına kadar iki aylık aralarla muayenelerin devamı önerilir. 1 yaşından sonra 3 yaşına kadar üç ayda bir, 3 yaşından sonra ise yılda bir kez çocuk hekimine gitmek değerlidir.

Aklınıza takılan soruların cevaplanabilmesi, bebeğinizin hem sosyal hem de fiziksel gelişiminin tam olarak değerlendirilebilmesi ve bazı sorunların erken tespiti açısından bu kontroller oldukça kıymetlidir.

Çocuklarda kansızlık (demir eksikliği )

Çocuklarda demir eksikliğine bağlı anemi, yani kansızlık ülkemizde sıklıkla görülmektedir. Bu kansızlığın en önemli sebeplerinden biri, kadınların demir eksikliğinden muzdarip olmalarıdır. Annelerdeki eksiklik süte, sütten de bebeğe yansır. Anne büyüyen bir organizma olmadığı için kansızlıktan ciddi etkilenmemekle beraber, bebeklerde kansızlığın ciddi sonuçları vardır.

Kansızlığı olan bir çocuk iştahsızdır; kilo alamaz, sık hastalanır, hastalıkları uzun sürer ve iyileşmekte zorlanır. Ayrıca demir eksikliği, diğer bazı maddelerin de eksikliğine yol açarak zihinsel gelişimi sekteye uğratabilir. Bu sebeple Sağlık Bakanlığımız, ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmeyi desteklerken; zamanında doğan her bebeğe 4. aydan itibaren, erken doğan her bebeğe ise 2. aydan itibaren demir takviyesi başlamaktadır.

Bu takviye aile hekiminizce size ulaştırılır ve kullanmanız istenir. Demir takviyesini kullanmanızda bir sakınca yoktur. Bazen dişleri siyaha boyama, karın ağrısı, kabızlık ve ağızda kötü tat hissi gibi yan etkiler görülebilir. Demir ilaçlarını gece yatmadan önce içmek akıllıca bir tercihtir. Yine de her şeye rağmen bebeğinizde bir yan etki olduğunu düşünüyorsanız, çocuk hekiminizle görüşerek demir ilacınızı değiştirmeniz faydalı olacaktır.

Demir ilacını, yani kan damlasını 9-12 aylık olana kadar devam ettirmenizde fayda vardır. Bu aylar arasında bakılacak olan kan tahlili sonucunda, kullanmanız gereken kan ilacı miktarı hekiminiz tarafından ayarlanmalıdır. Bebeklerde ve çocuklarda kansızlığa neden olabilen en önemli durumlardan biri de bol miktarda süt tüketimidir. Çok miktarda süt içen bebeklerde ve çocuklarda kansızlık ile kabızlık sıklıkla görülür. Çok süt içen ve iştahı olmayan bir çocuğunuz var ise mutlaka kansızlık durumuna baktırmanızı tavsiye ederim.

Demir eksikliğine bağlı kansızlık çocuğunuzda veya bebeğinizde saptandıysa demir tedavisi başlanır. Demir şuruplarını yatmadan önce içmek akıllıca olacaktır; şurup içtikten sonra herhangi bir şey yenmemesi demirin emilimi açısından faydalıdır. Demir tedavisi en az 3 ay sürer. Demir tedavisinde en büyük sorun, ailelerin demir şuruplarını 1-2 kutu kullandıktan sonra kesmeleridir. Tedavinin 1. ayında kan tahlilleri tekrarlanarak tedaviden fayda görülüp görülmediğine bakılmalıdır. Fayda sağlandığı görülürse demir tedavisi, en az 3 ay olmak üzere tercihen 6 ay kadar kullanılır. Burada amaç, demir depolarını da doldurarak tam bir sonuç elde etmektir.

Bol demir içeren gıdalar: Kırmızı et, yumurta, koyu yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak gibi), yeşil mercimek, siyah üzüm, nohut, kuru kayısı, kuru fasulye, kabuklu yemişler ve pekmezdir.

Demir içeren besinler, C vitamini içeren gıdalarla beraber tüketildiklerinde demir emilimi artar. Yani vücudumuz demirden daha iyi faydalanır.

Aradığınız kriterlere uygun bir sonuç bulunamadı.

Bilgi ve randevu için iletişime geçiniz